UNUTULMUŞ VE KİME YAZILDIĞI HATIRLANMAYAN BİR YAZI

  


Ne sen o masaldaki prensin nede ben o dünya güzeli prenses…

Kafada kurulan hayallerin aslında hiçbir gerçek yanı yok, yaşanması beklenilen bir masal herşey.Ve hayat o masaldan çok farklı.

Biz her ne kadar istesekte gerçekleştirmeyi, hayata içinde başkalaşıyoruz işte. Sihirli değneyi sallamaya kalktığımızda, hiçbir şey olmadığını içimiz acıyarak görüyoruz.Yaşananlar, imkansızlıklar,korkular silip süpürüyor herşeyi, o büyü ya olmuyor yada sadece görünüp kayboluyor.

Halbuki içim dağlanırcasına aşık olmak isterdim sana yada öyle olduğumu sanmak, hani 17-18 yaşlarında yaşanılan dünyadan bir haber gençlik dönemlerinde olduğu gibi, herşeyin olabileceğine sımsıkı umutlarla bağlı ve gerçeklerden habersiz…

Bildiğim yegane doğru bir daha kalbimin yerinden sökülürcesine atmıyacağı veya karnıma ağrılar saplanarak birini asla beklemiyeceğim, gecelerimi yatağımda onunla bir arada geçirilmek istenen düşler içinde dolaşmıycam ki zaten benim daha önemli işlerim olucak, düşünmem gereken insanlar, para kazanmak için gideceğim mecburi bir iş ve katlanmam gereken, kocaman bir sürü beni çevrelemişken,bütün bunlara mantığım izin versede ne acıdırki tüm bu yıpratmaların ardından kalbim hissetmiycek yada asla inanmıycak. Ve sana söyleyeceğim esas gerçek,

Bencilliklerle hayatı ve kendimizi bu derece yoğurmuşken ve herşeyi mantıkla tartarken, gerçek aşkı ve sevgiyi ne birbirimizde ne de başkalarında bulucaz. O duygu sadece günlerin plansız dakikalarına sıkıştırılmış, kurduğumuz imkansız bir düş olarak kalıcak.

VALLAHİ EVLENMEM !!

27 Yaşında bekar bir bayan olarak, bu dönemlerde duyulan klasik sözleri sık sık işitmeye başladım.

-"Kızım yaşın gelmiş evlen artık"

-"yoo ben gayet iyiyim"

-"Bir kaç sene sonra seçemiyceksin çünki yaşından dolayı kimse sana bakmıycak"
-"Ben bakayımda onları sonra düşünürüz"

-"Dünyada 1 erkeğe 3 kadın düşüyor deli olma tepme önüne geleni"
-"Hadi canım :))"

 Ve bu sözleri sarfeden şahıslar genellikle hemcinslerim oluyor. Gözleri kör felan olmalı diye geçiyor aklımdan. Çünki biz bu konuda modernleşmiş felan değiliz, ortada  sadece bir ekran koruyucu mevcut, içerik eskiyle aynı hiç bir fark yok.

O nasıl mı oluyor?
Eskiden bilirsiniz çoğu yörede kadınlar hem tarlada, bağda, bahçede çalışır hemde evin işlerine çoluğa çocuğa bakmaya devam ederlermiş. Şimdi farklı mı peki?

Gündüz iş yerinde koştur, akşam eve gel mesaiye devam. Erkeklerimize gelince, onlar yorgun gelmişlerdir, bir şey yapamaz(yapmazlar),racona ters olabilir. Bir abimden duymuştum. Aile apartmanında oturuyorlarmış, evi süpürdüğü olurmuş arada, kapı çaldığı anda o süpürgeyi eşi devralırmış :). Bunun haricinde cinsiyetlerini rahatlıklarına kulpta yapabilirler ki, bence bu gayet normal. Asıl anormal olan, kadının bu durum bilinç altında mevcut olması "erkek ev işi yapmaz!" ve kadınlarda bu nedenle ne birşey beklerler, nede seslerini çıkartırlar.
Esas vahim duruma gelirsek, erkekleri bu bilinçle yetiştirenlerde kadınlardır!

Bu yazı feminist  bir yazıya dönmeye başladı, niyetim asla bu değil o yüzden kesiyorum. Meselenin özüne gelince, bayanlar bu devirde asla EV-LE-NİL-MEZ !!

 Not:Toplumumuz değimiyle, süper light eş adayı olanlar konuya dahi değildir.

ARAPÇAYLA DEVAMMM

Geçen yazıda verdiğim kliplerde, milliyetçilik duyguları ağır basan güzel arkadaşlarıma "Müzik evrenseldir" sözünü hatırlatmak isterim. Dinlediğiniz çoğu şarkının, yabancı müziklerden alıntı olduğunu bilmeden çoğunuzun da dinlediğine eminim. Şuraya bir liste yapsam sonu gelmez.
Arapların müziğini seviyorum çünki,  her türlü enstrumanı ve sesi muhteşem kullanıyorlar ah birde dilleri kaba olmasaydı ne güzel olurdu. Yunan müzikleride bizim müziklere mütiş benziyor, tek enstrumanla farklılaşma durumu oluyor bazen, yani bizde saz onlarda buzuki düşünün olay bundan ibaret.
Kısacası iki ülkenin müziğide, dilleri haricinde bizim dinlediklerimize çok yakın tabi bizim müziklerimiz daha çok çeşit barındırıyor.
Amma ahkam kestim yahu, başka bilgisi olan varsa ekleyebilir yanlışım varsada düzeltebilirsiniz, gerçi  benim şuraya koyduklarımda popüler müziktir bir Ümmü Gülsüm bir Fairuz koymadık  :) kültürü tam anlamıyla yansıttığını söylenmez yani ve alın size bir liste daha...
YARA-SODFA

Cheb Mami feat.Seen - Non C'Sera Non-Omri Omri


Nicole Saba- tab3y keda

Hisham Abbas&Safiye - Ya Habibi(türkçe arapça)

Amr mustafa-
Ana nseetek remix



CISTAK CISTAK

Hayata bu ara hadi be ordan çektim, düşünmüyorum. Beni ne eğlendiriyorsa onlarla oyalanıyorum, eh kötü düşünce insanı bozar malumunuz bende beni bozmayan şeylere yönledim.
Çeşitli sitelerden kulağıma hitap eden şarkıları seçiyorum bunların bir kısmınıda paylaşayım dedim malum müzik ruhun gıdası :)
Etnik sayılabilecek veya içinde bol davul ve darbuka yani arap saundu olan şarkıları ekliycem şimdilik, hatta çoğu arap olucak taktım araplara :) , bu tarzı sevmeyenler açmak için uğraşmasın, ha bir youtube girmenin yolunu bulmayanlarda sayfa da  nerde diye bakmasın sayfalar görünmez.

Öncelikle massari  Lübnanlıdır metroseksüel bol kaslı abimiz, ama sesinede kendinede bitiyorum desem abartmış olmam.




Mohammed Hamaki, benim sırıtığım olur kendileri. Klibi izlediğimde otomatik gülme moduna geçiyorum şeker çocuk yahu:)



Nikos Vertis, Yunanlı arkadaş şarkıysa buram buram arabesk kokuyor, ben bunu dinlediğimde feci dertlenirim nedense anlamadığım şarkılar daha fena yapıyor.



Bumcello, Fransız grup güzel müzik yapıyorlar. Avrupa yakasında bir kaç kez çalındığı için arayan çoktur eminim bloğumdada çalıyor gerçi ama alternatifiniz olsun,  buyrun dinleyin.



Samo Zain,  Dinleyin işte...


Miriam Fares, göbek atmalık şarkı da bay'lara izlettiğimde sırayla yapılan 2 yorum var
1-Araba süper ya
2-Hatun mütiş ya:)


Şimdilik bu kadar yeter sanırım, belki sonra eklemeye devam ederim iyi hafta sonları...

YENİ YILLLLL

Bu senede bitti vay vay vay...
Çoğunuz için sene bitti benim için hem sene hemde bir yaş daha bitti 27' ye adımımı atıcam :( yaşlandımmı ne. Aslında 2007 nin bana öğrettiği en önemli şey zamanın değeri oldu. Hayatın kaygıları içinde körleşmek geçirdiğin seneleri hiç şeyler uğruna maffetmek bir bakıyorsun ki sıfır sın ellerinde hiç bir şey yok. Bana ve ben gibi olanlara yazık ki ne yazık...

2008 i sağlıklı ve her anını hüzünde olsa sevinçte olsa kalpten, hissederek ve en önemlisi fark ederek, dolu dolu yaşamanız dileğiyle,

İyi seneler...


İÇİMDE KALANLAR

Senden nefret ediyorum!
Senden nefret ediyorum!
Senden nefret ediyorum!
Senden nefret ediyorum!

APTALLIK

İçi boşaltılmış bir et yığını gibi hissediyorum kendimi. İşe yaramaz, duygusuz,sevemeyen ve sevilmeyen. Hayatın gerçek ve yaşanır olduğuna dair , başkalarına moral verirken bunları cidden inanarak mı söylüyordum acaba? Her yönüyle olmasada, o kadar fazla yönünü gösterdiki yaşam, en sonundaysa ölümü yakından tanıştırdı, ardından daha ne gelir bilmiyorum.Bir "artık" kelimesiyle daha hiç birşeye inanmıyorum ve inanırmış gibi yapmakta istemiyorum. Kendimi kandırma çalışmaları yüzüme acı çarpmalarla son bulmuyormu zaten.
Geçen gün tv' de bir magazincinin sözleri geldi aklıma. "Akıllı insan bu dünyada mutlu olamaz, mutlu olmak için bir parça saf veya aptal olman gerek!"
Şu an tek isteğim birazcık aptal olabilmek....

PROBLEM

Git geller içinde geçip gidiyor ömür. Hayatta alman gereken kararlar var önünde koyulan seçenekler.Aynı anda, ortak noktadan ters yönlere kalkan iki araçtan, hangisine binersen daha çabuk ulaşırsın?. Al sana okuldan kalma bir problem. Zaten o zamanda sevmezdim bu soruları, sevmemeyide bir kenara atalım, çözemezdim! Zayıftır matematiğim, ama iyi mantık kurarım derdim kendime, bir baktım onudu kuramaz olmuşum.

 Günün birinde problem bizi uygulamaya almış, hadi bakalım seç otobüsü bin yola koyul demiş birileri, ilk okul probleminin güzel senaryolu bol heyacan içeren tek canlı izlenebilen filmi. Bir bakmışsın, içerde kırk bin çeşit yolcuyla birliktesin. Biraz yol aldıktan sonra, inmeye yeltenirsin şöföre seslenirsin ama o anda şöförün (mantığın) sağır olduğunu farkedersin, hadi işitmiyor dersinde ama bu adam tüm hareketlerine dürtmelerinede yanıt vermiyor galiba. Panik havasında yalnış yolda olduğunu geçte olsa anlarsın, şöförün insafına kalmış, yüreğin ağzında inmeyi dört gözle beklersin, beklersin ve beklersin...

Sonuç büyük bir kaza ve ben tek bir problemle sınıfta kaldım.

BAŞLIĞA BAŞTAN BERİ TAKTIM BUNALDI KAYIP

 

iki gündür uykusuzum neyin stresini neyin hüznünü yaşıyorum bilmiyorum  üzüntü, kırgınlık,bıkkınlık ve buna benzer ne varsa herşey içime asırlardır gizlenmişte çıkmak için bu anı bekliyormuş gibi. Bir fasıl geçtim ağlamanın en dibinden, dahada ağlarım hani bildiğim tek şey ağlamak kadar hiçbir tepki seni daha çok insan yapamaz, için tuzlu bir suyla dezenfekte ediliyor.Hakikaten ya, zaten buda duygularınla ruhuna yaptığın genel bir temizlenme işlemi sayılmazmı?

 

Bu arada, bir şiire tesadüf ettim bugün, burdayım diye bağırıyordu...

 

BİLİR MİSİN ?

Bilirmisin yalnızlık ne demek? Bilir misin
gökyüzündeki yıldızlardan medet ummayı?

Uzattın mı elini bir yıldız boyunca,
belki, tutarım diye farkında olmadan?

Uykusuz kalmayı bilir misin sabaha kadar?

Hiç küstün mü hayata?

Aslında kendinsindir küstüğün küçüğüm?

Kapatıp gözünü
hayaller kurduğun oldu mu geleceğe dair?

Bazen küçük bir masumiyet belirir
tebessümünde,
bazen gözünde hırçın bakışlar.
Kızdın mı kaderine günlerce?

Kendini tanıyamadığın oldu mu hiç?

Bazen cesaret edemeyen konuşmaya
ve bazen de hiç susmayan sen.
Sevdin mi birini?

Her yağmur yağışında saatlerce
bekledin mi sevdiğini pencerenin önünde?

Bir yudum sevgi dilendiğin
oldu mu sert bakışlardan?

Yaslanacak bir omuz aramadın mı?

Birden güldüğün oldu mu sebepsiz?

Her şiirde kendinden
bir şeyler bulmadın mı hiç?

Rüyalarda yaşadığın oldu mu hayatını,
istemediğin oldu mu uyanmayı?

Baktığın ama göremediğin oldu mu etrafı?
Ufak bir sorunu büyütüp
ölmeyi de mi istemedin hiç?

Sebebini bilmediğin bir ağırlık
çökmedi mi üstüne?

Büyüdüğünü farkedip
zamana düşman oldun mu?

Hecelerin az geldiği,
kelimelerin yetmediği
oldu mu duygularını anlatmaya?

Ağladığın oldu mu sebepsizce sabaha kadar?

Belki, sen, ağlamayı bilmiyorsundur ,
sevmeyi bilmediğin gibi.

İki damla yaş değildir ağlamak...

Önce hüzünlenmek,
sonra düşünmek, hayal etmek..

Anıları yaşamak, büyük bir özlem içinde
o küçük oyuncak bebeğe sarılmak.

İşte budur ağlamak ve yeniden yaşamak.

 

                                                                Yazar -Bilinmiyor

 

Niye bu kadar güzel geldi? bunu düşünüyorum. İçinde, bana ait neler barındıryor? bunun  cevabını vermem bugün zor galiba, Belkide bu yazıyı bir dahaki okuduğumda...

 

 

 

 

TUHAF

Bir sürü sıkıntının içine gömülmüşken, birini merak etmek kadar tuhaf birşey olamaz. Üstelik gerçekmidir yoksa bi yanılsamadanmı ibarettir, bilmezken.

Dertli şarkıları dinlerken, düşündüklerinin arasına onuda sıkıştırabilmek veya neşelendiğinde şimdi buralarda olsaydı diye içten içe geçirmelerin...

Bir duygu insana bu kadar hoş gelemez, yalanda olsa bir ışık gibi süzülür kalbinden içeri.

Ne kadar devam eder bilmezsin, 1 gün, 1 hafta, 1 ay veya bir sene,  beynimdeki yargı organlarına ve istemsiz oluşturduğun, kriterlere takılana kadar, ha oda mı olmadı o zaman  mutlaka bir problem çıkmalı. Eh bu zamana kadar böyle olmadı mı?

 Sonrasında kalbinin karanlığına gömülür, yoluna devam edersin. Taki yeni bir ışık süzülene kadar...

 

« Önceki ::
Blogcu ile yapıldı